22/8/2007 - Bir elma çıksaydı, seferden vazgeçerdim!
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethe çıkmıştı. Ordu saatlerce Kocaeli'nin bağlık ve bahçelikleri arasında yürüdükten sonra mola verilmişti. Yavuz, Yeniçeri Ağasını çağırdı:
- Canım bir elma istedi, bul, bana getir, dedi.
Yeniçeri Ağası Yeniçerilerin dağarcıklarını araştırdı. Hiçbirinden elma çıkmadı, huzura döndü.
- Askerlerin dağarcıklarını arattım, yok Efendimiz, dedi. Yavuz'un yüzü tatlı bir renk aldı:
- Eğer bir askerimin üzerinde halkın bahçesinden koparılmış bir tek elma çıkmış olsaydı, Mısır seferinden vazgeçerdim.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/5/2007 - SANA SIĞINIYORUM
Bir Padişah korkunç bir hastalığa yakalanmıştı. Bir grup hekim, ''Bu hastalığın ilacı, şöyle niteliklere sahip insanın ödüdür'' dediler.
Padişahın emri ile görevliler bu nitelikleri bünyesinde taşıyan insanı aramaya çıktılar. Araştırma günlerce sürdü, sonunda bir köylü çocuğu bulundu. Padişah anne ve babasını çağırttı. Sayılmayacak kadar çok altın, mal ve mülk bağışladı ve onları razı etti. Sonra kadıdan çocuğunun öldürülmesi için izin istedi. Kadı ''Padişahın kurtulması için halktan birinin öldürülmesi caizdir'' diye fetva verdi. Çocuğu meydana getirdiler. Cella geldi. Kılıcını çekti, hazırlandı, işareti beklemeye başladı.
Çocuk bu sırada bakışlarını göğe dikti, gülümsedi ve kendi kendine mırıldandı. Herkes şaşırdı. Padişah ''Tuhaf!'' dedi. ''Gülünecek zaman mı?'' Neden güldüğünü sordular. ''Annem babam'' dedi çocuk, ''Dünyanın geçici malı için beni ölüme teslim etti, kadı kanımın dökülmesi için fetva verdi, padişah kendi sağlığını ölümümde görüyor. Allah'tan başka sığınağım kalmadı, bu yüzden göğe baktım ve esirgeyiciliğine sığındım, acıyacağını ve adaletle davranacağını bildiğim için sevindim.''
- Senden kime kaçayım?
- Adaletini istiyor, esirgeyiciliğini gözlüyorum,
- Senden yine sana sığınıyorum.
Padişahın gözleri nemlendi, ''Ölümüm, böylesi bir masumun kanının dökülmesinden daha iyidir'' dedi. Kucakladı, gözlerinden öptü. Servet sayılabilecek lütufta bulundu ve çocuğu serbest bıraktı.
Bu hikayeyi anlatanlar, birkaç gün sonra padişahın iyileştiğini söylerler.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/4/2007 - Yakarman da O'nun Lütfu
Birisi her gece kalkıp Allah'ı anıyor. O'na dua ediyordu.
Şeytan ona dedi:
-Ey devamlı Allah'ı anan kişi! Bütün gece Allah deyip çağırmana, yakarman karşılık seni buyur eden varmı ki? Sana bir tek cevap bile gelmedi, daha ne zamana kadar böyle yakarıp dua edeceksin?
Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve hüzün içinde uyudu.
Rüyasında ona şöyle dendi:
- Kendine gel uyan! Niye duayı, zikri bıraktın? Neden usandın?
Adam:
- Buyur diye bir cevap gelmiyor ki... Artık kapıdan kovulmaktan korkuyorum, dedi.
Bunun üzerine dendi ki ona:
- Senin Allah demen, O'nun buyur demesi sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah'ın senin ruhuna haber uçurmasındandır. Senin çabaların, çareler araman, Allah'ın seni kendine yaklaştırması, ayaklarındaki bağı çözmesindendir. Senin korkun, sevgin, ümidin, Allah'ın lütuf kemendidir. Senin her Yarabbi demenin altında, Allah'ın buyur demesi vardır.. Gafilin, cahilin gönlü bu duadan uzaktır. Çünkü Yarabbi demeye izin yok ona. Ağzında da kilit var onun, dilinde de... Zarara uğradığı zaman, ağlayıp sızlamasın diye Allah ona dert, ağrı, sızı, gam, keder vermedi. Artık anla ki, Allah'a dua etmeni, O'nu çağırmanı sağlayan dert, Dünya saltanatından daha iyidir. Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua ise gönülden kopar...

Rize'den gün batımı. Büyük görmek için resmin üzerine tıklayınız.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/3/2007 - Bin Altından Kıymetli

Bir kimse, Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerinin huzurunda geçim darlığından şikayette bulundu. Bunun üzerine Mevlana Hazretleri o kimseye, ''Eğer sana azalarından birini kesip yerine bin altın verelim deseler, razı olur musun?'' diye sordu. O da, ''Hayır, razı olmam'' diye cevap verdi.
Bunun üzerine Mevlana Hazretleri şöyle buyurdu:
''Ey kardeşim! Madem ki razı olmazsın, niçin geçim sıkıntısından şikayette bulunursun? Fakirim diyorsun, bu kadar altından daha kıymetli azaların var iken, vücudun sıhhatte ve afiyette iken, niçin bunları sana bedavadan ihsan eden Allahü Teala'ya şükretmiyorsun. Allahü Teala '' Eğer kulum elindeki nimetlerin şükrünü eda ederse, Ben o nimeti daha arttırırım'' buyuruyor.''
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/2/2007 - YATIRIMIN MEYVESİ
Halife Harun Reşid, atıyla giderken ihtiyar birisinin fidan dikmekte oldugunu görür ve onunla konuşmak ister:
- Selamün Aleyküm baba. Kolay gelsin, ne yapıyorsun?
- Görüyorsun ya, fidan dikiyorum.
- Bu fidan kaç senede meyve vermeye başlar?
-Yirmi-otuz senede.
-İyi ama baba, senin saçın sakalın ağarmış, iyice ihtiyarlamışsın. Şimdi bu fidanı dikiyorsun, ama ne zaman bunun meyvesini yiyeceksin? Ömrün yeter mi ki?
-İş dediğin gibi değil evlat. Bizden öncekiler dikmiş, şimdi biz onların diktiği ağaçların meyvelerini yiyoruz. Biz de dikelim, bizden sonrakiler de bizim diktiğimiz ağaçların meyvesini yesinler.
İhtiyarın bu sözleri Harun Reşid'in hoşuna gider. Ona bir kese altın verir. İhtiyar:
-Bak, bu fidan ne zaman meyve verecek? sen onun meyvesini yiyebilecek misin? diye soruyordun. Görüyor musun, hemen meyve verdi, der.
Bu cevaptan çok hoşlanan Harun Reşid, ihtiyara bir kese altın verir. Zeki ve hazırcevap ihtiyar, bu sefer de:
- Herkesin ağacı senede bir kere meyve verir. Benimkisi ise iki defa meyve verdi der.
Bu sözünden de memnun olan Harun Reşid, ona bir kese daha verince, veziri:
-Efendim, buradan hemen uzaklaşalım. Yoksa bu akıllı ihtiyar elinizde birşey bırakmayacak, der.
Oradan ayrılan Harun Reşid, kendi idaresinde bulunan insanların, bu ihtiyar gibi, kendisinden sonra gelecekleri de düşündükleri için Allah'a hamdeder.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|